Türk Radyasyon Onkolojisi Derneği (TROD) tarafından düzenlenen 15. Ulusal Radyasyon Onkolojisi Kongresi'ne katılan dünyaca ünlü Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Eugen Hug, kanser tedavisinde radyasyonun neredeyse sıfıra yakın etkisini sağlayan proton terapisi üzerine konuştu.

Prof. Dr. Hug, proton terapinin geleneksel radyoterapinin ulaşamadığı zorlu bölgelerdeki tümörlerde hasta üzerinde minimal yan etkilerle tedavi imkanı sağladığını vurguladı. Atom çekirdeğinin bir parçası olan "protonun" tıpta kullanılmasıyla, klasik radyoterapinin birçok dezavantajını bertaraf ettiğini ifade eden Hug, proton terapisinin en büyük avantajının, yüksek enerjili ışın terapisini sadece tümör üzerine odaklanarak çevre dokulara zarar vermeden uygulama olanağı sunduğunu belirtti.

ÇOCUK KANSER HASTALARI İÇİN ÇOK ÖNEMLİ

Prof. Dr. Hug, klasik radyasyon tedavilerinde, tümöre yönelik radyasyonun dışında sağlıklı dokuların da ciddi oranda etkilendiğini belirterek, proton tedavisinin tümörün içine radyasyon dozunu doğrudan yönlendirebildiğini ve sağlıklı dokuları koruyabildiğini ifade etti. Özellikle çıkış dozunun neredeyse sıfır olması, proton terapisini klasik radyoterapiden ayıran en belirgin özelliklerden biri olarak öne çıktı.

Proton terapisinin en çok iki hasta grubunda etkili olduğunu belirten Prof. Dr. Hug, çocukluk çağı kanser hastalarında büyük başarılar elde edildiğini ve bu tedavi yöntemiyle çocukların gelecekte normal bir yaşam sürme şanslarının arttığını vurguladı.

Balon Balığı yenir mi, zehirli mi? Balon Balığına dokunmak zararlı mı? Balon Balığı yenir mi, zehirli mi? Balon Balığına dokunmak zararlı mı?

Hug, "Hedeflediğimiz dozu, tümöre yönlendirerek çevredeki dokuları koruyabiliyoruz. Özellikle beyin gibi hala gelişim sürecinde olan organlarda bu oldukça önemli. İkinci hasta grubu ise radyasyon dozunun ulaşmasının zor olduğu veya tümörün cerrahi müdahaleyle çıkarılamadığı durumlardaki hastalardan oluşuyor. Klasik tedavi yöntemlerinin başarısız olduğu tümörler için de proton terapisi oldukça etkili bir seçenek olabiliyor" şeklinde konuştu.

"UZUN VADEDE KLASİK TEDAVİLERE GÖRE DAHA AVANTAJLI"

Dünya genelinde hala sınırlı sayıda Proton Terapi merkezi bulunması, Türkiye dahil olmak üzere uygun adaylar için bu tedavinin yurt dışına yönlendirilmesine sebep oluyor. Yüksek maliyetleri nedeniyle, kanser hastaları bu tedaviye ulaşabilmek için birçok bürokratik engelle karşılaşıyor. Prof. Dr. Hug, uzun vadede sağlık maliyetlerini azaltabilecek bir tedavi olmasına rağmen, halen sınırlı merkezlerde bulunmasının dezavantajlarını vurguladı.

Proton terapisinin bir ülkede bulunması durumunda birçok çocuk hastanın bundan faydalanabileceğini belirten Hug, üzerinde çalışılan ve daha sık rastlanan kanser türlerine dikkat çekti. Örneğin, meme kanseri gibi sık rastlanan kanser türleri ve 20 yıllık verilere dayanan prostat kanserinin tedavisi bu yöntemle gerçekleştirilebiliyor. Hasta başına maliyeti yüksek görünebilir, ancak uzun vadede tedavinin kronik yan etkiler olmaksızın iyileşme sağlaması, toplum için daha az maliyetli olabileceğine işaret etti.

"TÜMÖRÜN KİMLİK BİLGİLERİNİ DOLAŞIMA SOKUYOR"

Kongre Başkanı ve Hacettepe Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gökhan Özyiğit, Türkiye'de proton terapi merkezlerinin acilen kurulması gerektiğini vurgulayarak, proton terapinin bağışıklık hücrelerinin kanseri tanımada katkı sağlayabileceğine dikkat çekti. Özyiğit, bu yöntemin uzak metastaz ve nüksetme durumlarını önleyebildiğini belirterek, yeni nesil nokta atışı tedavilerin tümör içinde yüksek dozlara ulaşarak tümör hücrelerini parçaladığını açıkladı.

Özellikle, bu tedavinin bağışıklık sistemine tümörün tanıtımını sağladığını ve vücudun o hücreyi tanıyarak savaş açmasını mümkün kıldığını ifade eden Özyiğit, bu durumun metastaz yapma eğiliminde olan bölgelerde immünoterapi ile birlikte kullanıldığında tümörleri yok etmeye başladığını belirtti. Örneğin, cilt kanseri melanomda, tümör ve metastaz bölgelerine ışın tedavisi uygulanırken aynı zamanda immünoterapi kullanılmasının, hastaları tam remisyona sokabileceğini açıkladı. Özyiğit, bu yaklaşımın 10 yıl öncesine kadar hayal dahi edilemeyeceğini sözlerine ekledi.

"HASTAYI AĞIR YAN ETKİLERDEN KORUYOR"

Prof. Dr. Gökhan Özyiğit, kanser hastalarının yaşadığı ciddi yan etkilerin tedavilerle ilişkili olduğuna dikkat çekerek, geleneksel tedavilerin uzun vadede hastaları zorlayabildiğini belirtti. Özyiğit, proton tedavisinin, hastalara daha konforlu bir gelecek sunmanın yanı sıra kanseri tamamen unutmalarına olanak sağlayabileceğini vurguladı.

Hastaların kemoterapi, cerrahi ve klasik radyoterapi gibi tedavilere bağlı olarak uzun dönemde ciddi yan etkilerle karşılaşabileceğini ifade eden Özyiğit, yeni nesil tedavilerin, özellikle proton terapisi ile daha konforlu bir yaşam sunma şansı verdiğini dile getirdi. Proton tedavisinin cerrahi yerine bazı zorlu bölgelerdeki tümörlere alternatif bir çözüm sunabildiğine de değinen Özyiğit, optik sinir, omurilik kanalı gibi kritik yapıların yakınındaki tümörlerin radyoterapinin etkisiyle zarar görmesini önlediğini aktardı.

Özellikle tekrarlayan tümörlerde ve kritik bölgelere yakın tümörlerde proton tedavisinin etkin bir seçenek olduğunu belirten Özyiğit, bazı durumlarda diğer tedavilerin sonuçsuz kaldığı bölgelere etkili bir şekilde müdahale edebildiğini vurguladı.

"ARTIK TÜRKİYE'DE DE OLMALI"

Sağlık Bakanlığı'nın 2010'lu yıllardan beri, kendi dernekleriyle işbirliği halinde proton terapisi üzerine bir master planı geliştirdiğini ifade eden Prof. Dr. Özyiğit, Türkiye'nin artık kendi proton terapi merkezine ihtiyacı olduğunu vurguladı. Özyiğit, İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirlerde proton merkezleri kurulmasının öngörüldüğünü belirtti.

Özyiğit, çevre ülkelerde dahi proton merkezi projelerinin olduğuna dikkat çekerek, Türkiye'nin radyasyon onkolojisi ve tıbbi altyapısı açısından oldukça güçlü bir ülke olduğunu ifade etti. Ülkeye proton tedavisini getirerek, uygun olan hastaların uzun bürokratik süreçlerle uğraşmadan yurt dışına gitmek zorunda kalmayacağını vurguladı.

Editör: Yağmur Sezgin